DOĞU PERİNÇEK | ÖNCÜ GENÇLİK | AYDINLIK | ULUSAL KANAL | KAYNAK YAYINLARI
 
  Açılış sayfam yap Sık kullanılanlara ekle
Haber ara:
     
DUYURULAR

……        ……    …

8 Şubat 2010

688. GÜN

 

 

 
 
 
  DOĞU PERİNÇEK VE BÜTÜN YURTSEVERLER SERBEST BIRAKILSIN!  
GENEL BAŞKANIMIZ DOĞU PERİNÇEK VE ARKADAŞLARIMIZIN TAHLİYE DİLEKÇESİ
 
Ergenekon tertibi kapsamında tutuklu bulunan Genel Başkanımız Dr. Doğu Perinçek ve arkadaşlarımız, tutukluluğa son verilmesi istemiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne geçtiğimiz hafta sonunda bir dilekçe verdiler. Dilekçenin tam metnini aşağıda sunuyoruz;
İSTANBUL AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE,
1. Ergenekon Operasyonu talimatı, Bush-Tayyip Erdoğan görüşmesinde verildi.
Biz İşçi Partisi yöneticileri, ABD Başkanı Bush ile Türkiye’nin Başbakanlık koltuğunu işgal etmekte olan Tayyip Erdoğan’ın 5 Kasım 2007 günü Washington’da yaptıkları görüşmede, “Ergenekon’u tasfiye kararı” almalarından sonra tutuklandık.

O zamana kadar “Ümraniye Soruşturması” diye yürütülen uygulama, ABD Başkanı Bush’un 5 Kasım 2007 buluşmasındaki talimatından sonra “Ergenekon Operasyonu”na dönüştürülmüş ve Türk Ordusu ile İşçi Partisi’ni hedef alan bir yönde geliştirilmiştir. “Ergenekon’u tasfiye Operasyonu”nun Bush-Tayyip Erdoğan görüşmesinde kararlaştırıldığını, bizzat Tayyip Erdoğan’ın yakın arkadaşı Fehmi Koru, iki kez ifşa etmiştir (Kanal 7, 28 Ocak 2008 ve Yeni Şafak, 1 Şubat 2008).

2. Ergenekon Operasyonu, ABD ve AB makamlarının açık talimatlarıyla yürütülen yıkıcı ve bölücü bir faaliyettir.
ABD makamları, bütün dünya kamuoyunun gözleri önünde, aylardan beri Türk makamlarına “Ergenekon Operasyonu’nu kararlılıkla sonuna kadar götürün” talimatları yayınlamaktadır.

Avrupa Parlamentosu (AP)’na bizim tutuklanmamızdan iki hafta önce verilen Türkiye Raporu’nda “Ergenekon’un üzerine kararlılıkla gidilsin” talimatı yer alıyordu (Zaman, 13 Mart 2008; Aydınlık, 16 Mart 2008). Hollandalı Hıristiyan Demokrat Milletvekili Ria Oomen-Ruijten’e hazırlatılan bu rapor, daha sonra 21 Mayıs 2008 günü Avrupa Parlamentosu’nda kabul edildi. AP’nin bu kararının aynı zamanda, Türkiye’nin bölünmesine ve Atatürk Devrimi’nin tasfiyesine yönelik maddeler içermesi, Ergenekon Operasyonu’nun hangi plan kapsamında olduğunu yansıtmaktadır (22 Mayıs 2008 günlü gazetelerde kararın içeriği verildi).

Ergenekon Operasyonu, emperyalist devletlerin Türkiye’nin millî direncini kırmak için yürüttüğü yıkıcı ve bölücü bir faaliyettir; bir düşman faaliyetidir. Tarih böyle yazacaktır.

3. Eşine ancak işgal döneminde rastlanan bir uygulamayla karşı karşıyayız.
Biz İşçi Partisi yöneticilerini ve Türk Ordusu’nun komutanlarını suçlayan asıl makam, Türk Yargısı değildir. Bizim asıl savcılarımız, Washington’dadır; Brüksel’dedir.

Türkiye’mizde, Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki İngiliz ve Fransız işgalinden bu yana yurtseverler, ilk kez yabancı devlet makamlarının açık karar ve talimatlarıyla tutuklanmışlardır.

Yabancı bir devletin doğrudan yürüttüğü bu tür uygulamalar, 1971 ve 1980’deki Amerikancı darbe dönemlerinde bile görülmemiştir.

4. Bu soruşturma, Türk milleti ile emperyalizm arasındaki büyük davanın parçasıdır.
Ergenekon Operasyonu, Türk milleti ile emperyalizm arasındaki büyük davanın bir parçasıdır.

Dış cephede Kuzey Irak ve Kıbrıs üzerinden Türkiye’yi tehdit eden ABD ve AB, iç cephede Haçlı İrtica’yı ve bölücü terör örgütünü harekete geçirmek yanında Ergenekon Operasyonu yoluyla Türkiye’nin millî güçlerini hedef almaktadır.

5. Uygulama, ABD’nin Atatürk Devrimi’ni yıkma stratejisi kapsamındadır.
Emperyalistler ve “çıkarlarını yayılmacıların emelleriyle birletirmiş olan iktidar sahipleri”, Ergenekon Operasyonu’nu Atatürk Devrimi’ni yıkmak, Türk Devleti’ni tasfiye etmek ve ülkemizi ABD’nin Haçlı stratejisi kapsamında komşularının üzerine sürmek amacıyla yürütüyorlar.

6. Hedefte Türk Ordusu ve İşçi Partisi var.
Dünyada ve Türkiye’de ilgili olan herkesin açıkça saptadığı ve soruşturma dosyasının da belgelediği gibi, Ergenekon Operasyonu’nun somut hedefinde, kurum olarak Türk Ordusu, İşçi Partisi ve Atatürkçü kuruluşlar bulunmaktadır.

Türk Ordusu’nun milletin gözünden düşürülmesi, savaş yeteneğinin zayıflatılması, teröre karşı mücadele azminin kırılması ve İşçi Partisi gibi yurtseverliğin kalesi olan siyasal güçlerin etkisiz kılınması gibi somut hedeflere yönelen uygulama ortadadır.

7. Operasyon, milliciliği “terör kapsamı”na alan BOP çerçevesinde, Fethullahçı Gladyo eliyle yürütülüyor.
Cumhuriyeti yıkma faaliyetinin odağı haline geldikleri Anayasa Mahkemesi gündeminde bulunan mevcut iktidar sahipleri, yazdıkları Emniyet Genel Müdürlüğü raporuyla milliciliği terör kapsamı içine aldılar; PKK’yı ise sözde yasal partileri aracılığıyla Meclis çatısı altında mevzilendirdiler. Bölücü terör örgütüyle her cephede milletin gözleri önünde açıkça işbirliği içinde bulunanlar, bölücü terör örgütünün yasal partisinin yöneticileri ile Çankaya’da görüşmeler yapanlar, şimdi yurtseverliği “terör”le suçluyorlar. Bu anlayışla sahnelenen Ergenekon Operasyonu, ABD ve CIA güdümündeki Fethullahçı Gladyo eliyle yürütülmektedir.

8. Gladyo, dün Atatürkçü önderleri öldürttü; bugün yine Atatürk Devrimi için mücadele eden öncüleri hapse attırıyor.
Türkiye’mizde Gladyo, NATO tarafından örgütlenmiş bir terör örgütüdür. Bu terör örgütünün esas işlevi, NATO ülkelerini ve elbette Türkiye’yi ABD denetimi altında tutmaktır. Gladyo, geçmişte Amerikancı darbeler için istikrarsızlaştırma operasyonları tezgahlamış; kanlı tertipler sahnelemiştir; binlerce aydınımızın ve yurttaşımızın kanına girmiştir.

ABD’nin Kuzey Irak’taki Kukla Devlet oluşumuna tavır aldığı için, Jandarma Genel Komutanımız Org. Eşref Bitlis’i Gladyo öldürtmüştür.

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy’u ve yine ADD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı Gladyo katletmiştir.

Atatürkçü yazar ve aydınlarımız Uğur Mumcu’yu, Abdi İpekçi’yi, Turan Dursun’u ve diğer aydınlarımızı Gladyo öldürtmüştür. Atatürkçü Savcımız Doğan Öz, Atatürkçü Emniyet Müdürümüz Cevat Yurdakul, Atatürkçü Danıştay üyemiz Mustafa Yücel Özbilgin, hep Gladyo cinayetlerinin kurbanlarıdır.

Güneydoğumuzda Türkiye’nin bütünlüğünü savunan gazeteci Halit Güngen ve din adamı Mela Resul Sakar, yine Gladyo tarafından Hizbullah kullanılarak katledilmiştir.
Bugün Ergenekon Operasyonu’yla tutuklananlara bakınız, yine Atatürkçü Jandarma Genel Komutanları ve Ordu Komutanları, yine Atatürk Devrimi’ni savunan parti yöneticileri, ADD yöneticileri, üniversite öğretim üyeleri, yazar ve gazeteciler, Atatürkçü iş adamları, Apo’yu sorgulayan komutanlar!

Gladyo’nun operasyon ve cinayetleri devam etmektedir.

Fotoğrafları yan yana koyunuz, Gladyo’nun dün hedef aldıkları Atatürk Devrimcileri ile bugün hapse attırdıkları öncü aydınlarımız aynı insanlardır.

Tek değişiklik, 1990’lardan başlayarak Fethullahçı kadronun Gladyo içinde merkeze yerleşmesi ve ön plana geçmesidir. O nedenle Gladyo, artık Fethullahçı Gladyo’dur!
Ergenekon Operasyonu, ABD güdümlü Fethullahçı Gladyo’nun marifetidir.

Ergenekon Operasyonu’nun kendisi büyük bir suç eylemidir.

9. AKP’yi kapatma davasına cevap olduğu itiraf edilen bu uygulama, hukuki değil, siyasaldır.
Biz İşçi Partisi yöneticileri, Anayasa Mahkemesi’nde 14 Mart 2008 günü AKP’yi kapatma davası açılmasından bir hafta sonra, 21 Mart 2008 günü gözaltına alındık ve tutuklandık. Bizzat AKP iktidarının bakanları, bu tutuklamanın kapatma davasına bir cevap olduğunu kamuoyu önünde itiraf etmişlerdir. Bu gerçek, kamuoyunda neredeyse her gün dile getirilmektedir.

Tutuklanma gerekçemiz, hukuki değil, siyasaldır.

10. İktidar sahipleri, yargıya açıkça talimatlar vermekte, hukuk devletini çiğnemektedirler.
Başbakanlık koltuğunu işgal eden Tayyip Erdoğan, kamuoyu önünde, “Ergenekon’un üzerine sonuna kadar gideceğiz” açıklamaları yaparak, yargıya talimatlar yayınlamıştır.

Tayyip Erdoğan, Ergenekon Operasyonu’nda “Yürütme ve Yargı’nın uyum içinde çalıştığını” söylemiştir (17 Şubat 2008).

Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı iken, Danıştay cinayetinden sonra MİT ve Emniyet’in hazırladığı tertiplere iştirak etmiş, operasyonu yönlendiren demeçler vermiştir (bkz. İsmet Berkan, Radikal, 9 Nisan 2008).

11. İşçi Partisi yöneticileriyiz. 40 yıldır örgütümüz var. ABD güdümlü darbeciliğe ve terör örgütlerine karşı mücadeleye hayatımızı vermişiz.
Bizler, İşçi Partisi yöneticileriyiz. 40 yıldır örgütlü mücadele yürütüyoruz. Örgütümüz var. Başka bir örgütte yer aldığımıza ilişkin ne kanıt var, ne de sebep var.

40 yıldır Amerikancı darbelere karşı mücadele yürütüyoruz. Lafla değil, o darbelerin işkencehanelerinden, hapishanelerinden geçmişiz. Hayatımızın hiçbir döneminde terörle suçlanmadık ve terör örgütleriyle bağlantılı bir iddiayla karşılaşmadık.
Devletin çeşitli Emniyet ve istihbarat örgütlerinin raporlarında partimizin teröre karşı olduğu vurgulu olarak saptanmıştır. Lider arkadaşlarımızın bazılarını PKK terörüne, bazılarını Hizbullah terörüne, bazılarını da yabancı güdümlü ırkçı ve “sol” maskeli terör örgütlerine karşı mücadelede şehit verdik. Bizim terörle ve terör örgütleriyle mücadelemiz lafla değil, can pahasınadır. Türkiye’de hiç bir güç ve kurum, terör örgütlerinin her türüne karşı İşçi Partisi kadar tutarlı bir geçmişe ve birikime sahip değildir.

Türkiye halkının devlet içi darbelerle aydınlık bir geleceğe kavuşturulamayacağını, 40 yıldır yalnız düşünce ve siyaset düzleminde değil, pratiğimizle ortaya koyuyoruz.
Biz İşçi Partisi yöneticileri, hayatımızın hiçbir döneminde darbeci olmadık ve darbeci değiliz. Biz, emekçi halkın devrimcileriyiz, millî devrimcileriz. Darbecilik suçlaması, bizim için uydurma olmanın ötesinde, hakarettir. Bu suçlamayı gerçekler adına ve hayatımızı verdiğimiz siyasal amaçlarımız ve mücadelemiz adına nefretle reddediyoruz.

12. Biz, İşçi Partisi yöneticileri hakkında suç kanıtı yoktur. Kanıt olarak öne sürülenlerin hepsinin uydurma olduğu soruşturma sırasında ispatlanmıştır.
Hakkımızda kanıt olarak öne sürülen Tuncay Güney’in 2001 yılındaki dolandırıcılık eylemi nedeniyle verdiği ifadelere dayanılarak yürütülen soruşturmada, biz İşçi Partisi yöneticilerine yönelik suçlamaların bütünüyle ciddiyetsiz ve gerçek dışı olduğu o zaman İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından saptanmış ve dosya kapatılmıştır. Bu iftiraların gerçek dışı olduğunu Emniyet’teki ifadelerimizle de ispatladık. Tuncay Güney’in gazetelere yansıyan yabancı istihbarat örgütleriyle ilişkileri ve kişiliği yanında, kendi açıklamaları bu ifadelerin uydurma olduğunu tartışılmaz biçimde ortaya koymuştur.

Bunun dışında 21 Mart 2008 günü ve sonrasında Parti Merkezi’nde, Ulusal Kanal ve Aydınlık’ta, evlerimizde ve bürolarımızda yapılan aramalarda hiçbir suç kanıtı bulunamamıştır. Çalışma yerlerimizdeki ve arşivlerimizdeki binlerce dosya, klasör ve kitap, bizim her zaman övünç duyduğumuz Parti, yayın, araştırma ve inceleme faaliyetlerimizin kaynakları ve arşivleridir.

Gazetelere daha mühürlü çuvallar açılmadan “servis edilen” “Yargıtay krokisi”, “Ege Ordusu”, “Çiğli NATO Üssü Planı”, “Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın Balıkesir gezisi krokisi” diye anılan CD’ler vb. bizim suç kanıtlarımız değil fakat bu CD’leri suç üretmek için masaların üzerine bırakan tertipçilerin suç kanıtlarıdır.
Bu uydurma ve düzmece, sözde belgeler ile bizim Parti faaliyetimiz ve kişisel çalışmalarımız arasında en küçük bir ilişki kurulamaz; bu uydurma kanıtları destekleyen tek bir olgu ve suç belirtisi bulunamaz.

Bunun dışında getirilen kanıtlar, iki aylık telefon konuşmalarımızdır.
BİZ İŞÇİ PARTİSİ YÖNETİCİLERİ, TELEFON KONUŞMALARIMIZI GURURLA VE İFTİHARLA KABUL EDİYORUZ. Dinlenerek kayda alınan bu konuşmaların hepsi, istisnasız, bizim yasadışı hiçbir işle ilgimiz olmadığını, vatanımıza, milletimize ve Atatürk Devrimi’ne bağlılığımızı ve darbe gibi çözümlere kesinlikle karşı olduğumuzu kanıtlamaktadır. Hepsi bizim savunma belgelerimizdir. Dava dosyasına konmayan dinleme kayıtlarının da dosyaya eklenmesini istiyoruz.

Bizim programımız bellidir.

Faaliyetimiz bellidir.

Kişiliklerimiz bellidir.

Türkiye’de bu tür suçlamalara muhatap olacak en son insanlarız.

13. Parti faaliyetimiz Anayasa güvencesi altındadır. “Terör örgütü” suçlaması, Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu’na göre, parti kapatma nedenidir. Hakkımızdaki iddialar, ancak ve ancak Yargıtay C. Başsavcılığı ve Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilir ve hükme bağlanır.
Bireysel ceza sorumluluğu ancak Anayasa Mahkemesi tarafından İşçi Partisi hakkında verilebilecek bir kapatma kararından sonra soruşturulabilir. Buna Türk ve Alman hukukunda “Partilerin anayasal güvencesi” (parteiprivilieg) denir. Bu güvence, Anayasa ve Ceza Yargısı kararlarıyla da saptanmıştır. Aksi takdirde, Anayasal yargıyı ilgilendiren bir konuyu, bir ceza mahkemesinin karara bağlaması ve Anayasa Mahkemesi’ne talimat vermesi gibi bir duruma yol açılır ki, böyle bir uygulama hukuk dışı olur. Bizlerin Parti Genel Başkanı, Parti Genel Sekreteri ve Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Merkez Karar Kurulu üyeleri sıfatıyla ve Parti faaliyeti kapsamında yaptığımız çalışmalarla ilgili “terör örgütü” suçlamasına ilişkin iddia ve varsa kanıtların Yargıtay C. Başsavcılığı’na yollanması dışında, bir uygulama yapılamaz. Eğer İstanbul C. Başsavcılığı, bu tür suçlamaları, kanıtlarıyla birlikte Yargıtay C. Başsavcılığı’na göndermemiş ise, bu suçlamaları ciddi bulmamış demektir. Yok eğer, suçlamalar ve kanıtlar Yargıtay C. Başsavcılığı’na yollandıysa, bugüne kadar İşçi Partisi hakkında bir kapatma davası açılmamış olması da, iddiaların ciddi olmadığını gösterir. Kaldı ki, Anayasal yargının görevi içindeki bir konuya, Anayasa Mahkemesi’nin bir kapatma kararı olmadan ceza sorumluluğu açısından bakılması, hukuka aykırıdır.

Bize yöneltilen suçlamalar, yaralama, hakaret vb. gibi kişisel sorumluluk gerektiren bireysel eylemler değildir. Suçlamaların hepsi parti faaliyetimizle ilgilidir; Parti’yi bağlayan konumlarda olduğumuz için Parti’yi belli bir suçun odağı haline getirecek eylemlerdir. Bir partinin eylemleriyle diktatörlüğü amaçlaması veya suç işlemeyi teşvik etmesi, parti kapatma nedenidir (Anayasa, mad. 68/4, Siyasi Partiler Kanunu, mad. 78). Bu nedenle karşılaştığımız suçlamalar, parti yasakları kapsamındadır ve Anayasal yargının yetki alanı içindedir. Bu konuyu gerek Türk Hukuku ve gerekse siyasi partilere ilişkin düzenlemenin kaynağı olan Alman yargı pratiğinde geniş olarak inceleyen Doğu Perinçek’in “Anayasa ve Partiler Rejimi” kitabını ekte sunuyoruz.

SONUÇ VE TALEP:
Yukarıda bütün kanıtlarıyla gösterdiğimiz üzere, bizi suçlayan asıl iddia makamı, Washington ve Brüksel’deki iktidar sahipleridir. Onların aynı zamanda bizim yargıçlarımız olması kabul edilemez.

Bugün Anayasa Mahkemesi’yle, Yargıtay’ıyla, Danıştay’ıyla ve Yargıtay C. Başsavcısı’yla Türk Adliyesi, ABD’den ve AB’den gelen baskılara göğüs gerdiğini bildirilerle ilan etmekte ve bağımsız Türk Yargısı’nı uygulamaktadır. Bağımsız Türk Yargısı’nın hayata geçirilmesini, bu Ergenekon soruşturmasında da talep ediyoruz.
İngiliz işgal dönemindekine benzer bir uygulamayla, ABD ve AB’den gelen talimatlarla özgürlükleri elinden alınan biz İşçi Partisi yöneticilerinin serbest bırakılmasını, Türkiye’nin egemenliği, Türk Yargısı’nın bağımsızlığı ve onuru adına arz ve talep ediyoruz. 09.07.2008

Dr. Doğu Perinçek (İşçi Partisi Genel Başkanı),
Av. Nusret Senem (İşçi Partisi Genel Sekreteri),
Ferit İlsever (İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı),
Dr. Serhan Bolluk (İşçi Partisi Merkez Karar Kurulu Üyesi),
M. Adnan Akfırat (İşçi Partisi Merkez Karar Kurulu Üyesi)
Hikmet Çiçek (İşçi Partisi Genel Merkez Basın Bürosu Başkanı),
Hayati Özcan (İşçi Partisi İzmir Ulusal Strateji Merkezi Üyesi)

Ek: Doğu Perinçek’in “Anayasa ve Siyasal Partiler Rejimi” adlı kitabı.
 
 
İşçi Partisi Genel Merkezi © 2006 | İşçi Partisi Propaganda Bürosu
İşçi Partisi Genel Merkezi Toros Sokak No: 9 Sihhiye - ANKARA
Tel: 0.312.231 81 11 Faks: 0.312.229.29.94